Başbakan Davutoğlu İskele Sancak Özel programına katıldı

Başbakan Davutoğlu İskele Sancak Özel programına katıldı

Başbakan Ahmet Davutoğlu, Ülke TV ve Kanal 7 televizyonlarının ortak canlı yayınında gündeme ilişkin soruları yanıtladı.

Başbakan Davutoğlu, Cenevre’de yapılacak Suriye görüşmelerine ilişkin, “Suriyeli Kürtler mutlaka masanın parçası olmalıdır. Araplar olmalıdır, Türkmenler, Sünniler, Nusayriler, Hristiyanlar olmalıdır. Bunların hepsi masa etrafında olmadan nihai netice alınmaz. Ama terör unsurları olmamalıdır. Bu anlamda da PYD’nin bu sürece katılmaması için ağırlığımızı koyduk, gerekirse bir daha koyarız” dedi.

Cenevre’de gerçekleşecek Suriye toplantısı hatırlatılarak, “Türkiye başlangıcı ve katılım noktasında istediğini elde etti mi” diye sorulması üzerine Davutoğlu, sürecin zorlu olduğunun altını çizdi. Geride yüz binlerce ölüm, milyonlarca mültecinin olduğunu ve derinleşmiş bir krizden bahsedildiğini belirten Davutoğlu, Türkiye’nin başından beri ilkeli bir tavır sergilediğini kaydetti.

Başbakan Davutoğlu, şöyle devam etti:

“Önce sistem çökmesin, devlet yapısı dağılmasın diye Suriye rejimini ikna etmeye çalıştık, halkına karşı savaş yapmaması için. Daha sonra rejim kendi halkına zulmetmeye başladığında ve mülteciler Türkiye’ye doğru akın etmeye başladığında bu kez, ‘Ilımlı bir muhalefetin varlığıyla belli bir aşamada barış sürecinin önünü açabilir miyiz’ diye bu muhalefetin ılımlı bir çizgide kalması ve iyi organize olması için çaba sarfettik. Baskı ve zulüm arttıkça, ortaya çıkan terör tehditlerine karşı Türkiye’nin güvenliğini temin edecek adımlar atmakta da tereddüt etmedik. Bugüne kadar gelindi, çok derinden fay hatlarıyla kırılmış bir toplumdan bahsediyoruz. Bunun en büyük vebali Esad rejimindedir; sonra bu zulme sessiz kalan uluslararası toplumun ve bu boşlukla ortaya çıkan Esad rejimi kadar barbar cinayetler işleyen DEAŞ gibi terör örgütlerinin ve YPG gibi kendi bulunduğu bölgelerde etnik kıyım yapacak şekilde Suriyelilere de baskı yapan organize grupların.”

“Bir masada kimler olmalı?” sorusunu soran Davutoğlu, Cenevre-1 görüşmesinin Haziran 2012’de yapıldığını anımsattı. O zaman Dışişleri Bakanı olarak Türkiye’yi görüşmelerde temsil ettiğini hatırlatan Davutoğlu, “Zorlu bir süreçte bir çerçeve oluşmuştu. Bu çerçeve, ‘Bir geçiş süreci olsun, bu geçiş süreci esnasında iki tarafın da kabul edebileceği isimlerden bir geçiş hükümeti kurulsun ve bütün otorite geçiş hükümetine devredilsin’ esasına dayanıyordu. Tabii bu Esad’ın da gücünü geçiş hükümetine devredeceği bir model öngörüyordu. Ancak 3,5 yıl geçti, 2014 Şubat’ında yine Cenevre’de bir araya gelindi orada da netice alınmadı” diye konuştu.

Rejimin bütün bu süreci kendi hükümranlığının devamı için bir araç olarak kullandığını ve gerçek bir müzakereye girmediğini ifade eden Davutoğlu, şimdi de değişik kanallardan gelen bilgilere baktıklarında, rejimin Cenevre Mutabakatı çerçevesinde adım atacağına dair kesin bir yaklaşımının olmadığını söyledi.

TÜRKİYE’NİN TUTUMU KESİNLİKLE KÜRT KARDEŞLERİMİZE KARŞI DEĞİLDİR

Başbakan Davutoğlu, şu değerlendirmeleri yaptı:

“Bu arada ortaya çıkan bazı grupların burada nasıl yer alacağı… YPG, PYD bunlardan biri. DEAŞ bizim için bir terör örgütü zaten masanın dışında, herkes öyle görüyor. Fakat biz YPG ve PYD’yi de terör örgütü olarak gördüğümüz için onun da masada olmaması için ilkesel tutumuzu sergiledik ve önemli bir netice elde ettik. Şu an onlara davet gitmedi.

Şöyle bir yanlış anlaşılma olmamalı, Türkiye’nin tutumu kesinlikle Kürt kardeşlerimize karşı değildir. Nitekim Irak’taki Kürt kardeşlerimizi temsil ettiğine inandığımız Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nin yöneticileriyle, Sayın Barzani ile çok yakın işbirliği içindeyiz. Dolayısıyla bizim herhangi bir etnik gruba karşı hele hele ülkesinde en fazla Kürt nüfus barındıran bir ülke olarak Türkiye Cumhuriyeti’nin, Kürtlerin menfaatine karşı, Irak’ta, Suriye’de, İran’da herhangi bir yerde tavır alması söz konusu değildir. Aksine, Kuzey Irak’ta bir problem olduğunda hem Kürt kardeşlerimiz Türkiye’ye sığınmış bugün de bütün imkanlarımızla onlara destek oluyoruz. Karşı çıktığımız husus, PKK ile doğrudan organik bağa sahip olan YPG ve PYD.”

“Burada da karşı çıkmamız, mutlak karşı bir çıkış değildi başta” ifadesini kullanan Davutoğlu, “Türkiye’deki Çözüm Süreci bağlamında bütün silahlı unsurlar Türkiye’den çıkacak taahhüdü yapıldığında”, görüşmelerin sürdüğünü anlattı.

O zaman, PKK’nın bütün silahlı unsurlarını Türkiye’den çıkarıp, Türkiye’de bir daha silahlı mücadeleye girmeyeceği taahhüdü olduğunu tekrarlayan Başbakan Davutoğlu, “Dolayısıyla PYD’ye de o anlamda yaklaşımımız aynı değildi. Ama zamanla 2014 baharından itibaren PYD’nin, YPG’nin tutumunda bir değişim gözlendi. O da Suriye’deki konjonktür, DEAŞ’a karşı mücadele için YPG’yi elverişli bir unsur olarak görmeye mütemayil bir ortam doğurduğu için bazı ülkeler nezdinde, başta ABD, açıkçası PKK ve PYD ile YPG bu durumu fırsata çevirip netice almaya, Türkiye’yi de hedef almaya başladılar” diye konuştu.

PYD’YE 3 ŞART İLERİ SÜRMÜŞTÜK

Davutoğlu, 2013 yazında, PYD’ye karşı üç şart ileri sürdüklerini belirterek, şartları şöyle sıraladı:

“Türkiye’ye karşı hiçbir zarar verici eylemde bulunmayacaksınız. Suriye rejimi ile işbirliği yapıp, Suriye halkına zulmetmeyeceksiniz. Rejime karşı net tavır koyacaksınız. Defakto bir yapı oluşturmaya kalkmayacaksınız. Sonuçta bir masa oluştuğunda o masaya diğer muhaliflerle birlikte oturup birlikte Suriye’yi inşa edeceksiniz, diğerlerini bağlayıcı bir adım atmayacaksınız.”

Bunların yapılmadığını bildiren Başbakan Davutoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Türkiye’ye dönük olarak açık bir tehdit halinde önce Kobani eylemleri bahane edilerek, arkasından da 7 Haziran’dan itibaren silahlanma çağrıları, ayaklanma çağrıları ile Suriye’deki mücadeleyi Türkiye’ye taşımaya kalkıştılar. Bugün dahi Cizre’de, Silopi’de yapmak istedikleri bu. Suriye’de kullandıkları yöntemleri Türkiye’ye taşımaya kalktılar. Suriye’den silah aktarma, ki artık Suriye-Irak sınırı işlevselliğini kaybettiği için Irak’taki PKK ile Suriye’deki PYD arasında bir fark kalmadı. Bu militanlar oradan oraya geçiyor. Silahlar geçiyor, oradan Türkiye’ye sokmaya çalışıyorlar.”

ABD’nin PKK ile PYD’yi ayrı gördüğünün sorulması üzerine Davutoğlu, ABD Başkan Yardımcı Joe Biden ile bu konuyu çok açık görüştüklerini söyledi.

“Kendisine elimizdeki bütün belgelerle hangi yollardan, nasıl PYD ve PKK’nın Türkiye’deki terör faaliyetlerini kanalize ettiklerini gösterdik” diyen Davutoğlu, “Bu konuda kimse hayal aleminde yaşamamalı. Bu konuda Türkiye’nin kaygılarını anladıklarını ifade ettiler. Zaten anlamamış olsalar herhalde PYD’nin masaya davet edilmesi için ABD farklı bir tavır alırdı. Aslında burada Sayın Biden’in ziyaretinde getirdiğimiz argümanların gücü etkili oldu” değerlendirmesini yaptı.

Katıldığı her toplantıda “Suriyeli Kürtler olmadan masa kurulmaz” dediğini aktaran Davutoğlu, “Suriyeli Kürtler mutlaka masanın parçası olmalıdır. Araplar olmalıdır, Türkmenler, Sünniler, Nusayriler, Hristiyanlar olmalıdır. Bunların hepsi masa etrafında olmadan nihai netice alınmaz. Ama terör unsurları olmamalıdır. Bu anlamda da PYD’nin bu sürece katılmaması için evet ağırlığımızı koyduk, gerekirse bir daha koyarız” diye konuştu.

Başbakan Davutoğlu, Suriye Ulusal Koalisyonu ve Suriye Muhalefet Cephesi’nin de Türkiye’nin tavrını benimseyerek, sadakatlarını gösterdiklerini kaydetti.
“Cenevre’de yapılacak Suriye toplantısından umut taşıyor musunuz” sorusuna Başbakan Davutoğlu, “Ben bu şekilde onlarca müzakerede bulundum. Açık söylemek gerekirse, kısa sürede netice alınmasını kolay görmüyorum. Birçok zorlu mücadelenin içinde bulundum ancak ortada bu kadar büyük bir insani suç varken, yüz binlerce insanın cansız bedeninden, uluslararası toplumun bütün bunlara sessiz kalmasından bahsediyoruz. Dolayısıyla kolay değil” yanıtını verdi.

Suriye içinde zaten hassas olan etnik ve mezhebi gerilimlerin derinleştiğine dikkati çeken Davutoğlu, “Ama başka da bir alternatifi yok, oturulup, konuşulacak. Mutlak suretle bir geçiş süreci kabul edilerek, bu geçiş süreciyle birlikte Suriye’de tekrar yaraların sarılmasına geçilecek bir dönemin açılması için gayret sarf edilecek, bunun başka yolu yok” ifadelerini kullandı.

“Amerika ve Rusya’nın, Suriye’nin geleceği konusunda anlaştıkları, bu ülkelerin pozisyonlarının, Türkiye’nin pozisyonuna ters düştüğü iddiaları var. Türkiye bu süreçte istediklerini elde etme konusunda ne kadar sonuç alabilir” sorusuna Davutoğlu, şu yanıtı verdi:

“Sanki herkes anlaştı, Türkiye dışarıda kaldı, böyle birşeyi yaymak isteyenler vardır. Şu anda uluslararası konjonktür o kadar dinamik ki Suriye’deki dengeler de o kadar dinamik ki… Öyle iki tarafın, Amerika ile Rusya’nın bir çerçevede anlaştığını ve bunun sabit kalacağını öngörmek mümkün değil. Bir hafta, hatta 3-4 gün önce aynı çevreler ‘PYD masaya gelecek, Türkiye’nin dediği yine olmadı’ diyorlardı, ne oldu? Bunların hiçbirisinde, 3 gün önce bunu söyleyen, şimdi dönüp de ‘hata yaptık’ demiyor. Yine Türkiye sanki yalnız kalacakmış gibi bir psikolojik ortam oluşturmaya çalışıyorlar, bunların hiçbirisi doğru değil. Biz herkesle görüşüyoruz. Tabii Rusya ile şu anda sıkıntılarımız var, o anlamda farklı kanaatlerimiz var. Ama bu farklı kanaatler geçmişte de vardı, uçak düşmeden önce. Herkes biliyor ki Türkiye’nin kabul etmediği, öngörmediği, arzu etmediği bir çözüm Suriye’nin hiçbir yerinde başarılı olamaz, mümkün de değildir.”

Davutoğlu, Türkiye’nin şu anda Suriye’nin nüfusunun yüzde 10’undan fazlasını barındırdığına dikkati çekerek, “Türkiye’yi rahatsız edecek bir çözümün yaşayabilir olması mümkün mü? Onun için zaten son kertede PYD’ye yakın duran kesimler dahi Türkiye’nin net tutumu karşısında yeniden durumu değerlendirme ihtiyacı hissetiler. Dolayısıyla böyle birşey söz konusu değil” dedi.

YPG FIRAT’IN BATISINA GEÇMEYECEK

Uluslararası konjonktürün son derece dinamik olduğunu, Suriye’deki şartların hızlı seyrettiğini belirten Davutoğlu, bütün bunları her gün değerlendirip, insani ve stratejik en doğru tutumu almaya gayret ettiklerini söyledi.

“Cenevre’de Türkiye adına kim olacak” sorusu üzerine Davutoğlu, “Öncelikle şu sürecin sonucunda hangi formatta, nasıl düzeyde birşey olacağı, bunlar belirlenecek ondan sonra. Biz, olması gereken düzeyde orada bulunacağız” şeklinde konuştu.

“YPG, Türkiye’nin özel hassasiyeti olan Cerablus’a saldırırsa, orayı ele geçirmeye kalkarsa, ne yapılacak” sorusunu Davutoğlu, şöyle cevapladı:

“Fırat’ın batısına YPG geçmeyecek. Fırat’ın batısına YPG geçmedi. Bizim sınırın çok güneyinde, Teşrin operasyonu esnasında, bazı Arap unsurlar ve YPG’nin geçtiği bilgisi geldiği anda biz gerekli uyarıları da yaptık. Cerablus en kuzeyde, bizim yakınımızda, Teşrin güneyde. Buradaki DEAŞ mevcudiyeti de ‘burada kalacak’ anlamına gelmiyor. Mare-Hercele-Cerablus hattında kuzeyde, Mare-Hercele güney hattında, buranın DEAŞ’tan temizlenmesi için de ılımlı muhalefete gerekli desteği veriyoruz. Bu anlamda da ılımlı muhalefetin, Özgür Suriye Ordusu’nun buraları kontrol altına alması bizim öncelikli tercihimiz. Afrin ve Cerablus arasında zaten çok ciddi bir mesafe var. Arada muhaliflerin kontrolünde olduğu Azez, diğer bölgeler var. Bunlar kolaylıkla oluşacak hususlar değil. Biz sınırımızda ne rejimi istiyoruz ne YPG’yi istiyoruz ne DEAŞ’ı istiyoruz.”

TÜRKİYE HER TÜRLÜ ADIMI ATAR

“Gelirlerse ne yapacağız” sorusuna Davutoğlu, “Sadece orada değil, Kamışlı’da da Türkiye kendisine dönük her hareketi gerektiğinde tedip etme, o hareketi durdurma konusunda her türlü adımı atar” dedi.

Davutoğlu, Türkiye’nin DAEŞ’a yönelik, son 3 hafta içinde, özellikle Mare-Hercele hattına çok yoğun top atışları yaptığını söyledi. Kilis’e büyük bir mermi düşmesi üzerine, top atışıyla cevap verildiğini, Özgür Suriye Ordusu’nun buradaki 7-8 yerleşim yerini ele geçirdiğini belirten Davutoğlu, bunun önemli bir kazanım olduğunu kaydetti.

“Kamışlı dediniz, o bölgede PKK’nın, PYD’nin, YPG’nin silah taşıdığı, tüneller kazdığı haberleri çıktı. Siz, ‘Eğer doğrudan Türkiye’yi hedef alan bir saldırı olursa, buna da cevap veririz’ demiştiniz. Silah taşıyorlarsa bu bir tehdit değil mi” sorusu üzerine de Davutoğlu, şunları söyledi:

“Bunu muhataplarımıza da söyledik, geçen Avrupa Birliği temsilcilerine de burada ifade ettim. ABD Başkan Yardımcısı Biden’a da söyledim. Nasıl Kuzey Irak’ta, Kandil’de, Türkiye’ye dönük eylemler geldiğinde sınır ötesi operasyonlar yapmaktan çekinmemişsek, Suriye’de de Türkiye’ye dönük eylemler gerçekleşmesi durumunda, bunu yakından takip ediyoruz. Her türlü hakkımızı mahfuz tutuyoruz, her türlü müdahalede de bulunuruz. Bizim en öncelikli ve asli görevimiz Türkiye’nin sınırlarını korumak ve Türkiye’nin güvenliğine halel getirecek her türlü eyleme karşı gerekli tedbiri almak.”

GEREKLİ MÜDAHALELERDE BULUNDUK

“Terör operasyonlarının sürdüğü Güneydoğu’daki bazı şehirleri ziyaret edip etmeyeceği” sorulan Davutoğlu, operasyonlara karar verdiklerinde, “operasyon öncesi, operasyon süresi, operasyon sonrası” diye planlamalar yaptıklarını söyledi.

“Kırsal kesimde, sınır ötesinde, mücavir alanlarda ne yapılacak, şehirlerde illegal eylem gerçekleşirse ne yapılacak” konuları üzerinde çalıştıklarını anlatan Davutoğlu, Cizre’de, Sur’da ve Silopi’de illegal  faaliyetlerin, çukur kazmaların, barikat oluşturmaların yoğunlaştığını fark ettiklerinde gerekli müdahalede bulunduklarını kaydetti.

Davutoğlu, 7 Haziran’dan sonra silahlanma çağrısı yapanların, Hükümetten böyle bir kararlı tutum göreceklerini hesap etmediklerini dile getirdi.

Bu konuda, geçici hükümet dönemindeki sürekliliğin devam ettiğini belirten Davutoğlu, “Hiç kimse hayale kapılmasın. Silopi bütün sokaklarıyla temizlendi, şimdi operasyon sonrası sürece geçiyoruz. Yakın birkaç gün içerisinde Cizre’de de operasyonun tamamlanacağını hesap ediyoruz, planlıyoruz. Sur için de diğer ilçelerde de kırsal kesimde de ciddi bir operasyon sonrası dönemde atılacak adımlarla ilgili yapısal ve takvimlendirilmiş bazı adımlar düşünüyoruz” dedi.

SOSYAL DESTEK VE EĞİTİM FAALİYETLERİ KONUSUNDA ÇALIŞMA 

Özellikle sosyal destek ve hizmetlerin planlandığını, eğitim faaliyetleri konusunda çalışmaların yapıldığını ifade eden Davutoğlu, şu anda 15 bin öğrencinin, eğitim kaybı yaşanmasın diye, Batman başta olmak üzere değişik illerde eğitime alındığını hatırlattı.

Öğretmenlere, öğrencilere ve ailelerine teşekkür eden Davutoğlu, 15 günlük süre içinde binlerce öğrenciye eğitim verecek olmaktan mutluluk duyduklarını söyledi.

Davutoğlu, sağlık hizmetlerinin, aile destek programlarının yoğun bir şekilde planlandığını kaydetti.

Terör olaylarının yaşandığı Sur ilçesinden ayrılmak zorunda kalan 6 bin aileye kira yardımı yaptıklarını, bazılarının otellerde ağırlanarak masraflarının devlet tarafından karşılandığını anlatan Davutoğlu, “Kimse sahipsiz değil, öyle bir hava estiriliyor ki ‘bunlar dışarı çıktığı anda sahipsiz’, hayır, herkese kira yardımı yapılıyor. Bazıları otellerde ağırlanıyor. Bize başvuran bu anlamda herkese bu yardım yapılıyor. Türkiye Cumhuriyeti Devleti teröristle halkı ayırır, o anlamda da kira yardımları bu vatandaşlarımız evlerine ve evleri de rehabilite edilip ya da kentsel dönüşümle sağlam evlere girene kadar bu yardımlar yapılacak” diye konuştu.

Sur ilçesinden yeni göçler olduğunun hatırlatılması üzerine ise Davutoğlu, bunun iki mahalleyle ilgili olduğunu aynı tedbirlerin bu vatandaşlar için de alındığını söyledi.

Bazı mahallelere sızmalar olduğunu ve bunları da takip ettiklerini anlatan Davutoğlu, Sur ilçesine özellikle 90’lı yıllarda köylerin boşaltılması sonrası gelenler ile Cizre ve Silopi’de de ani nüfus artışıyla gelen vatandaşların bir kısmının derme çatma evlerde yaşadığını ifade etti.

Davutoğlu, “Buralarda da en iyi şartlarda, en modern imkanlarla evler yapılacak gerekli kentsel dönüşüm yapılacak ama bu hiçbir şekilde rant üreten veya herhangi bir tarzda salt bir ev, kalacak yer ikamesi gibi değil çevre düzenlemesiyle, yeşil alanlarıyla, bütün okullarıyla, imkanlarıyla çok daha çağdaş bir şehircilik, yerleşim alanı olacak şekilde çalışmalar yürütüyoruz” şeklinde konuştu.

BEN DİYARBAKIR’A AŞIĞIM, HERKES BİLİR NE KADAR SEVDİĞİMİ

Sur ilçesini bizzat takip ettiğini ifade eden Davutoğlu, “Çünkü ben Diyarbakır’a aşığım, herkes bilir ne kadar sevdiğimi.  ‘Gideceksiniz tekrar bölgeye’ diyorsunuz ama ben başbakan olduktan sonra Diyarbakır’a 6 veya 7 kere gittim, yani neredeyse Konya kadar gittim Diyarbakır’a diyebilirim. Yani sokak sokak bilirim, her bir taşını, toprağını bir peygamberler şehri olarak da ulvi görürüm. Onun için Fatih Paşa Camiine yapılan saldırı ve yakıldığı zaman büyük bir ızdırap duydum yani aynı zamanda da bu terör örgütünün ne kadar vahşi olduğunu ortaya çıkarıyor” dedi.

Davutoğlu, “Diyarbakır’da tarihi niteliğe sahip hiçbir eser, sadece camiler değil, hanlar ki çok güzel hanları vardır, kiliseler, diğer tarihi Diyarbakır evleri hepsi en iyi şekilde korunarak Sur’u, tekrar tarihi Diyarbakır’ı aslına uygun bir şekilde ve nezih bir ortam haline getireceğiz. Bu bizim Diyarbakır’a olan tarihi borcumuzdur, bu bizim tarihe olan borcumuzdur, bu bizim oradaki vatandaşlarımıza olan borcudur. Hepimizin dayanışma içinde olması lazım” değerlendirmesinde bulundu.

“Birileri yakmak, yıkmak için yapıyor, biz inşa etmek için” ifadesini kullanan Davutoğlu, “Dolayısıyla kapsamlı bir programla, mesela psikolojik rehberlik boyutu da dahil olmak üzere bu öğrencilerimize hizmet veriyoruz şimdi Batman’da yani bu gerilim ortamından etkilenmelerini engellemek için. Bunların hepsini inşallah bir Mardin ziyareti planlıyorum orada bu planın ana çerçevesini kamuoyuyla da paylaşacağım haftaya. Ondan sonra da yurt dışı ve Türkiye içindeki gündemi de göz önüne alarak her hafta sonu mutlaka bölgede bir vilayetimizde olacağım” şeklinde konuştu.

Davutoğlu, “muhteşem bir zafer” şeklinde nitelendirdiği 1 Kasım seçimlerinin ardından teşekkür ziyaretleri yapamadığını hatırlatarak, şunları söyledi:

“Hem Doğu’da hem Batı’da hem Kuzey’de Güney’de, Trakya’da, Anadolu’da her yerde inşallah baharın da gelmesiyle birlikte ziyaretlerimizi artıracağız, halkımızla bir araya geleceğiz, onların derdini dinleyeceğiz, tek bir gözü yaşlı vatandaşımızı bırakmayacağız ama bir tek terör mensubu da bırakmayacağız. Bunun özellikle altını çiziyorum, bazen kararlılığımızdan, yani anlamıyorlar ve zannediyorlar ki ‘bir masa kurulsun tekrar konuşalım’, hayır, önce bu ülkedeki her vatandaş hayat yaşama hakkına sahip olacak şekilde kimsenin elinde silah kalmayacak. Bu olmadan barış havarisi kesilmek ikiyüzlülüktür. Yani ‘bırakın bu teröristlerin elinde silah kalsın, bırakın oralarda çukurlar olsun, barikatlar olsun, hastaneye 20 roket atılsın Cizre’de, o olsun, bu olsun, bu arada da bir takım görüşmeler olsun’, hayır.”

Kendisinin 1 Ekim 2014’te HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’la görüştüğünü hatırlatan Davutoğlu, “Bakın yanlış hesap ediyorsunuz, yanlış işler yapılıyor, ben yeni başbakan oldum, bu ülkede kamu düzenini ilga edecek hiçbir şeye izin vermeyiz. Çözüm Süreci’nden istifade bir şeyler yapmaya kalkarsanız, yanlış bir hesap içine girersiniz” dediğini ancak bu görüşmeden iki gün sonra Kobani eylemlerinin başladığını vurguladı.

Temmuzda hükümet kurma çalışmalarına ilişkin tekrar bir araya geldiklerini anımsatan Davutoğlu, şunları kaydetti:

“Biz görüşürken ve bu uyarıları yaparken, operasyonlar başlamadan 8 gün önce, Ceylanpınar’daki aziz polislerimizin şehadetinden uykuda 7 gün önce, Suruç saldırısından 5 gün önce, ‘Bakın bir takım oyunlar oynanıyor, buna alet olmayın, yapmayın’ dedim. Daha ben o odadayken Kandil’den silahlanma ve ayaklanma çağrıları yapıldı. Şimdi biz bunları bugünlere böyle fevri bir adımla öfkeyle gelmiş, bir öfke var duyuyoruz, o ayrı bir şey ama ‘hani şimdilik bir şunlara göstermelik 1-2 operasyon yapalım kararı’ almadık 23 Temmuz’da. 23 Temmuz’da ben burada verdiğim Başbakanlık direktifiyle bütün silahlı kuvvetlere, bütün güvenlik birimlerine,  ‘Türkiye’nin her dağı, Türkiye’nin her ovası, Türkiye’nin her ilçesi, sokağı temizlenecek’ dedim. Şimdi de takip ediyorum, dün gece 1’de dahi Cizre’deki operasyonla ilgili bilgi alıyordum.

Önce Cizre’de hiçbir terör unsuru kalmayacak, sonra da Cizre, o güzel Cizre, tarihi Cizre yepyeni bir dönemin başlangıcı olarak en iyi şekilde inşa edilecek. Aynı şey Diyarbakır ve diğer yerlerimiz için de geçerli. Dolayısıyla sadece bir güvenlik boyutuyla bakmıyoruz buna, bütün bu bölgeyi yakıp yıkmak için bir piyon gibi kullanılan bir örgüte karşı bölge halkıyla birlikte tekrar ortak vatandaşlık kimliğimiz etrafında ortak tarihdaşlığımız temelinde yeni bir gelecek inşa etmek için bunları yapıyoruz.”

Belediye başkanlarına dönük uyarıları hatırlatılarak, “Bu tutumunuz böyle devam edecek mi? Yeni kararlarınız, uygulamalarınız olacak mı” sorusu üzerine Davutoğlu, AK Parti’nin yolsuzluğa, yoksulluğa ve yasaklara yani 3Y’ye karşı net bir tavırla yola çıktığını ve bu tavrını da hep sürdürdüğünü dile getirdi.

AK Parti’nin genel karakteristiği ve yönetim kadroları itibarıyla özen gösterdiği kurucu ilkelerin başında 3Y’nin geldiğini aktaran Davutoğlu, yolsuzluklar konusunda 1990’lı yılları örnek verdi.

Davutoğlu, 1990’lı yıllarda yolsuzluğun boyutuna dikkati çekerek, “Elimizdeki hazine kaynakları hortumlandı ve başka yerlere aktarıldı. Hortum tabiri de o dönemde çıktı. AK Parti bu dönemde bütün bu hortumlanan bankaları, onların birçok borçlarını ve geçmişten intikal eden kamu borçlarını telafi etti” diye konuştu.

BEYAZ OLMAMIZ YETMİYOR, AK OLARAK KALABİLMEK ÖNEMLİDİR

AK Parti’nin özü, icraatları ve kadroları itibarıyla temiz bir parti olduğunu kaydeden Davutoğlu, yoksa bu kadar büyük hizmetlerin, bu derece dar imkanlara sahip olarak devralınan bir ülkede üretilemeyeceğini ifade etti.

Bu hizmetleri AK Parti hükümetlerinin yaptığını dile getiren Davutoğlu, şöyle devam etti:

“13 yıllık bir dönem itibarıyla bakıldığında, 13 yıl iktidarda bulunup da hem bu büyük hizmetleri yapmış olmak hem de bu anlamda sicili en temiz parti konumunu sürdürmek kolay bir şey değil. Bu bir ahlaki meziyettir. Ama her insanda olduğu gibi her sosyal varlık da sürekli imtihan edilir. Hepimiz imtihan ediliyoruz, birçok sınamalardan geçiyoruz. Aldığımız tavır ya da almadığımız tavırla halkın önüne çıkıyoruz. İnananlar için de Allah’ın önüne çıkıyoruz. Bu anlamda baktığımızda ola ki münferit bazı yanlış uygulamalar vardır, ola ki münferit olarak bu güç yoğunlaşmasından doğabilecek bazı yanlış yaklaşımlar vardır, buna karşı da uyanık olmamız lazım.

Beyaz olmamız yetmiyor, ak olarak kalabilmek önemlidir. Yanlış yapan kim olursa olsun uyarmak, uyarıdan bir netice alınamıyorsa da cezalandırmak zaruret halini alır. Çünkü nihayetinde kullandığımız kaynaklar bizim babamızdan miras kalan kaynaklar değil. Ben şu anda günde onlarca imza atıyorum. Her imzayla bir kaynağı, bir yerden bir başka hizmete aktarıyorum. Bu, bakanlarımız için de daha alt kademedeki bürokratlarımız için de belediyelerimiz için de geçerli. Bu kullandığımız kamu kaynaklarını en titiz şekilde kullanmak bizim asli görevimiz. Şu ana kadar bunu böyle yaptığımız için başarılı olduk. Tek tek farklı icraatlar söz konusu olmuşsa ki var, bunu da ben şimdi her yerde ifade ediyorum, her toplantıda dile getiriyorum, hepimizin buna halkın önüne çıkarken özen göstermemiz gerektiğini söylüyorum, söylemeye de devam edeceğim. Bunun üzerinde bir gelir sıçraması, kamu görevi yürütürken bende birisi görürse bunun hesabını benden sorsun.”

AK PARTİ’DE BİR MÜKTESEBAT OLUŞACAK

Başbakan Davutoğlu, 7 Haziran’daki seçimde alınan netice sonrasında yaptıkları araştırmalarda, bir algı sapmasını fark ettikleri için özellikle bu konunun üzerine gittiklerini ve gerekli tedbirleri de aldıklarını bildirdi.

Bazı belediyelerle ilgili disiplin soruşturması yapıldığını anımsatan Davutoğlu, “Bu konuda herhangi bir adaletsizlik yapılmaması için arkadaşlara da en titiz şekilde bu dosyalara bakmaları talimatını verdim. Ayrıca, Siyasi Erdem ve Etik Kurulunu oluşturduk. Üzerinde hiçbir şüphe olmayan, bu anlamda toplumun da genelinin takdirini toplamış isimlerle ola ki parti içinde yanlış yapanlar olur, ola ki adımızı bu anlamda kamuoyu önünde istemediğimiz bir yerde yazdıranlar olur… Bunlara karşı da gerekli çalışmalar yapılacak. AK Parti’de bir müktesebat oluşacak” ifadelerini kullandı.

YENİ ANAYASA KONUSUNDA DA BİR TAKVİM İLAN ETTİM

Başbakan Davutoğlu, yeni anayasa ve başkanlık sistemi konusunda bir soru sorulurken “Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan sahaya indi tabirini kullanmamız yanlış olmaz sanırım” ifadesi üzerine, “Sahadan hiç çıktı mı ki? Hep böyle deniliyor. ‘Cumhurbaşkanı sahaya indi, başbakan sahaya iniyor.’ Biz hiçbir zaman sahadan çıkmadık ki hep halkla beraberiz, hep halkın yanındayız. Seçim kampanyası başlatırız, ‘Sahaya indi.’ Ondan önce de kongre yapmıştık. Seçim kampanyasından önce başka açılışlar için indik… Yani, Sayın Cumhurbaşkanımız da halkla beraber oldu, ben de hep halkla beraber oldum. Hiçbir zaman biz sahanın dışında değildik ki sahaya inmiş olalım. Futbol turnuvalarında ara verildiği için sahaya inmek olur da siyaset ara vermez. Gece rüyalarınıza kadar hükmediyor” şeklinde konuştu.

Yeni anayasa konusunda uzlaşılamama durumunda tavırlarının ne olacağının sorulmasına karşılık Davutoğlu, “Niye böyle negatif soru sorulur onu da anlamıyorum. Bir uzlaşmayı deneyelim. Olmadı, o zaman bakarız” değerlendirmesinde bulundu.

Bugün TBMM Başkanı İsmail Kahraman’ın kendisine iade-i ziyarette bulunduğunu anımsatan Davutoğlu, görüşmede bu konuları ele aldıklarını söyledi.

“Dikkat ederseniz ben bir takvimi kafama koymuşsam, belli bir sistematik içerisinde yürürüm” diyen Davutoğlu, bu anlamda da ilan ettiği program ya da projenin takviminden geri kalmamaya özen gösterdiğini söyledi.

Vaatlerinin birer birer Meclis’ten geçtiğini dile getiren Davutoğlu, “Şu anda oylarımızda bazı yerlerde yüzde 52’ye, bazı yerlerde yüzde 55’e kadar çıkan anketler geliyor. Çünkü samimiyetimizi, gayretimizi görüyor, verdiğimiz sözü yaptığımızı görüyor. Bu anlamda yeni anayasa konusunda da bir takvim ilan ettim. Bunun ne öncesine geliriz ne sonrasına. Kimsenin de telaşa, gereksiz spekülasyona girmemesi lazım” değerlendirmesinde bulundu.

Yeni anayasa çalışmaları kapsamında yapılanları anlatan Davutoğlu, her gün yeni bir tartışma çıkararak bir yere varılamayacağını, Anayasa Uzlaşma Komisyonu’nun düzgün bir şekilde çalışması gerektiğini söyledi.

Yeni anayasa çalışmaları kapsamında halka, “Niye yeni anayasaya ihtiyaç duyuyoruz”un anlatılması, bunun da siyasi edep ve nezaket kuralları içinde yapılması gerektiğine dikkati çeken Davutoğlu, “Birbirimizi itham ederek, birbirimiz hakkında ileri geri konuşarak ve anayasa tartışmalarını sadece başkanlık meselesine irca ederek netice almamız çok zor. Yani muhalefetin, Türkiye’nin sanki anayasa meselesi bir tek başkanlığı engellemek gibi bir boyutta görmesi kendileri için de doğru değil. Konuşalım, başkanlık meselesini de tartışalım, onların bir teklifi varsa onu da tartışalım. Ama artık şu anayasa yükünü omzumuzdan atalım” diye konuştu.

Diğer siyasi partilerin genel başkanlarına da “6 aylık bir süre tanıyalım” dediğini aktaran Başbakan Davutoğlu, onların da prensipte bunu kabul ettiğini, şimdi bu süreyi Komisyon’un tekrar konuşacağını belirtti.

Davutoğlu, 6 ay boyunca herkesin Anayasa Uzlaşma Komisyonu’nun çalışmalarına destek vermesi gerektiğini vurgulayarak, şöyle devam etti:

“Olmayacak diye başladığımız zaman zaten kendi kendini getiren bir kehanet haline dönüşür, olmaz. Bırakalım, olmaması halinde dahi şartları öyle olgunlaştıralım ki ‘Bu ülkede, anayasa yapılamaz’ gibi bir kanaat oluşmasın. Bazıları bu ülkede anayasa yapılamayacağını ispat etmeye çalışıyor. Bizim, sivil otoritenin, halkın seçtiği Meclis’in bir anayasa yapabileceğine inancımızı korumamız ve bunu gösterebilmemiz lazım. Ben, ‘Bu olmazsa ne olur?’ konuşmasını şimdiden yapanların bu komisyon çalışmalarını sabote etmekte olduklarını görmelerini istiyorum.”

TÜRKİYE’NİN KAYBEDECEK VAKTİ YOK

Erken seçimin olmayacağını daha önceden söylediğini hatırlatan Davutoğlu, “baskın seçim” tabirinin de doğru ve etik olmadığını kaydetti.

Davutoğlu, halkın normal şartlarda kullanmayacağı bir tercihin, baskın olarak elde edilmeye çalışıldığı takdirde halk tarafından ters tepki verileceğine işaret etti. Şu anda halkın kendilerine yüzde 49,5 oy verdiğini ve cumhuriyet tarihindeki en fazla seçmen desteğine sahip parti olduklarını belirten Davutoğlu, şunları kaydetti:

“Ben, tekrar halkın huzuruna gidip, ‘Bize yeteri kadar destek vermediniz, bir daha deneyelim’ demeyi doğru bulmam. Önce halkın bizden beklentilerini yerine getiririz. Biz, ‘Reform hükümetiyiz’ demişiz. Reformları tamamlamadan halkın huzuruna tekrar gidiyoruz. Bu doğru olur mu? Ayrıca yurt dışında yüzlerce yatırımcıyla görüştüm. Oturup konuştuğunuzda en çok Türkiye’ye tekrar ilgi uyanmalarına sebep olan şey 1 Kasım seçimlerinde oluşan istikrar ortamı. Eğer ‘yeni bir seçim’ dediğiniz anda bütün bu yatırımcılar frene basar. Bütün bu yatırımcılar, ‘Bu seçimin de neticesini görelim ondan sonra’ der. Türkiye’nin ise kaybedecek vakti yok.”

Davutoğlu, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın 2009’da farklı sebeplerle seçimi erkene almak isteyenlere karşı söylediği, “Bunu dile getirmek bile ihanettir” sözlerini anımsattı.

Şimdi herkesin kendi işine yoğunlaşması gerektiğini vurgulayan Davutoğlu, “Anayasa Uzlaşma Komisyonun da kendi işini yapmasına fırsat vermemiz lazım. Bizim de kamuoyumuzu anayasa konusunda bilgilendirmemiz lazım. Yapacağımız iş bu” dedi.

enerji petrol medya -TÜRKİYE- HABER GAZETESİ  - TÜRKİYE  - HABERLERİ - EKONOMİ (7)